Suadiye Sağlık Ocağı'ndaki hekim
arkadaşımıza yapılan fiziksel saldırı sonucu kendisiyle iletişme geçilmiş olup,
gerekli psikolojik ve hukuki destek verilmiştir.
Bununla birlikte geçen ayın
içinde Gebze'de Çocuk Cerrahi uzmanı olan meslektaşımıza da yapılan fiziksel
saldırı göz önüne alındığında meslek örgütü ve hekimler olarak, bu konuda
sesimizi güçlü bir şekilde çıkarmadığımız zaman yaşanan olaylar kanıksanacak ve
zaman içinde her hafta bir meslektaşımızın tacize uğradığını görmeye
başlayacağız.
Bu konu meslek odasının
önderliğinde tüm hekimlerimizin öncelikli sorunudur. Meslek Odası olarak her
iki hekim arkadaşımıza da bizzat ulaşılmış ve gerekli destek verilmiştir.
Bununla birlikte Suadiye Sağlık Ocağı önünde hekimlerin geniş katımıyla basının
da yer aldığı bir ortamda güçlü mesajlar verilerek tepkimiz kamuoyuna
duyurulacaktır. Bu toplantıya katılmanız kendi onurumuz için son derece
önemlidir.
15 Eylül Çarşamba günü Saat:12.30'da
Suadiye Sağlık Ocağı'na gidilerek basın açıklaması için çalışmalarımız başlamıştır. Transport
sağlanacaktır.Katılmak isteyenlerin 14 Eylül Salı Saat:17.00'ye kadar odamızla
iletişime geçerek isim yazdırmaları rica
olunur. (226 29 09-226 29 10)
Dip Not: 8 Eylül Çarşamba günü
Bizim Kocaeli'de baş sayfada çıkan bu haberde adı geçen şahsın gene yaparım
başlığı ile verdiği demecin hekimlerimiz tarafından okunması ve bu çerçevede
katılım gösterilmesi son derece önemlidir.
Eylül 2010, Çarşamba - 09:55
Kocaelispor
Kulübü'nün eski yöneticilerinden Halim Koca, Suadiye Sağlık Ocağı'na yeni
atanan Dr. Ferayi Özdemir Ceylan'ı tekme tokat dövdü
12
Eylül Anayasasına da AKP'nin Anayasasına da HAYIR diyoruz!
Büyük gürültüler
eşliğinde yürütülen referandum tartışmaları, toplumun örgütlü ya da örgütsüz tüm
kesimleri gibi, emekçileri, emek örgütlerini, meslek örgütlerini ve demokratik
kitle örgütlerini de etkisi altına almıştır. Referandum tartışmaları üzerinden
bir kez daha emekçiler bölünmeye ve egemen politikalara yedeklenmeye
çalışılmaktadır. Bu noktada temsil ettikleri sınıfın öz örgütleri olarak sendikaların,
meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin referandum gibi önemli bir
sorunda emekçilerin ihtiyaçları yönünden taraf olmaları, aynı zamanda tarihsel
bir sorumluluktur.
Büyük bir
"demokratikleşme" paketi olarak sunulan anayasa değişiklikleri, emekçilerin
çıkarlarını gerçekte iyileştirmemektedir. 12 Eylül rejiminin Türkiye
kapitalizminin son dönem ihtiyaçları doğrultusunda restorasyonu olarak
görülebilecek söz konusu değişiklikler, 12 Eylül rejiminin özünü
değiştirmemekte, 12 Eylül'ün demokratik katılım yollarını kapatan tüm
kurumlarını korumakta, 12 Eylül askeri darbesinin gerçekleştirilmesine zemin
hazırlayan sınıf kesimlerinin bugünkü çıkarlarıyla da örtüşmektedir.
1 Eylül 1939'da Nazilerin
Polonya'yı işgali ile başlayan 2. Dünya Savaşı, ardında büyük acılar, yıkım ve
kayıplar bıraktı. İnsanlığa ders olması için 1 Eylül
Birleşmiş Milletler tarafından "Dünya Barış Günü" olarak ilan edildi.
İnsanı hedef alan bu tür
olayların bir daha yaşanmaması için 1 Eylüllerde barış, dostluk ve kardeşlik
dileklerimizi bir kez daha yineliyoruz.
Danıştay, Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusu üzerine “tam gün”e ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının üniversite öğretim üyeleri dışındaki hekimleri kapsamadığına yönelik Sağlık…
Ülkemiz
ve sağlık ortamı son derece kritik günlerden geçiyor. Çok kısa bir süre önce
hekimler olarak Tam Gün Yasası sürecinde verdiğimiz demokratik mücadelenin
sonucunda ve hukuk kanalıyla sağlık alanına yönelik büyük bir saldırıyı
durdurma başarısını gösterdik. Ülkemizin her karışının resmen yağmalandığı,
derelerin, akarsuların, cumhuriyetimizin 80 yıllık birikimlerinin teker teker
pazarlandığı bir ortamda Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile de
hastanelerimiz satışa hazır hale getirilmek istenmektedir. İktidarın
hazırladığı Anayasa Değişiklik Paketi de özünde ülkemizin kaynaklarının
yağmalanması ve emekçi kesimlerin yoksulluğunun ve ezilmişliğinin
sürdürülmesini ve artırılmasını garanti altına almaya yönelik iktidar güdümlü
bir düzenin kurulması amacına hizmet etmektedir.
12
Eylül Darbesi'nin Kapatamadığı TTB'yi AKP Kapatmak İstiyor
Geçtiğimiz
günlerde Sağlık Bakanı Recep Akdağ'ınSamsun'da MÜSİAD toplantısında sarfettiği sözler Anayasa değişikliğinin
ardındaki niyete dair ipuçları vermektedir. Sayın Akdağ TTB'nin ve diğer meslek
örgütlerinin yürütmenin hukuksuz uygulamalarını yargıya taşımasından rahatsız
olmuş ve gerekirse üç maddelik kanun hazırlayıp bu meslek örgütlerini kapatabileceklerini
ifade etmiştir. Referandum sürecinde yaşanan tehditkar söylemler ve Başbakan'ın
özellikle YARSAV gibi kurumların kapatılması yönündeki söylemleri de
gözetildiğinde Sayın Akdağ'ın yaklaşımının münferit değil genel bir eğilim
olduğu açıkça görülmektedir.
12
Eylül darbesi özünde emekçilere ve halkın örgütlenme özgürlüğünedarbe indirmiştir. Emekten yana örgütler ve
sendikalar kapatılırken toplum olabildiğince gericileştirilmiş ve en ufak hak
arama mücadelesi büyük baskılara maruz kalmıştır. Bugünkü iktidar da 12 Eylül
darbecilerinden daha baskıcı bir düzeni kurmak istemektedir. Her türlü hak
arama mücadelesi hedef haline getirilip insanlar korku imparatorluğu altında
sindirilmektedir. İktidar memurlara grev hakkı olmayan toplu sözleşme önerisini
büyük bir hak gibi gösterebilmekte asıl amacını bu tür göstermelik maddelerle
gizlemek istemektedir. Anayasa değişiklik paketinde toplumun örgütlenme
özgürlüğüne yönelik en ufak bir iyileştirme getirilmemekte ve hak arayan değil
biat eden bir toplum yapısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Yandaş
Yargı Yaratmak Kimseye Fayda Sağlamaz
Anayasa
Değişiklik Paketinde iki önemli başlık önem taşımaktadır. Bunlardan birisi
Anayasa Mahkemesi üyelerinin ve Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinin
seçimi diğeri de özelleştirme uygulamalarında Danıştay"ın inceleme yetkisinin
büyük oranda ortadan kaldırılmasıdır. Her iki düzenleme de siyasal iktidarın
insanların hak ve özgürlüklerini arama mücadelelerine müdahale etme imkanı taşıyacaktır.
Yargıya olan güven azalacak ve "bağımsız yargının" yerini iktidar yargısı
alacaktır.Bu ise toplumsal uzlaşı
sürecini bütünüyle dinamitleyecek bir uygulamadır. Ve bütün toplum için büyük
tehlike taşımaktadır.Danıştay'ın
özelleştirme uygulamalarında devre dışı bırakılması da hastanelerin satılması
sürecini kolaylaştırma sonucunu doğuracaktır.
Bizler
ülkemiz insanının hak ve özgürlüklerini garanti altına alan emekten yana,
baskıcı uygulamalar içermeyen, sağlığın temel insan hakkı olarak tanındığı ve
kamusal güvence altına alındığı, yargı bağımsızlığının güçlendirildiği, hukuk
devleti ilkesini temel alan ve toplumsal uzlaşıya dayanan çağdaş, demokratik ve
özgürlüklerden yana yeni bir anayasa talep ediyoruz. 12 Eylül darbe
anayasasının devamına neden olacak ve hak ve özgürlükleri iktidar lehine
kısıtlayacak, hastanelerimizin satışını kolaylaştıracak ikinci 12 Eylül
Anayasası'na da HAYIR diyoruz...
Bitaraf
olan bertaraf olacak mantığını savunan Başbakan'ın ve partisinin demokratik bir
yaklaşım sergilemesini beklemek mantık dışıdır.20.08.2010